6 Mart 2012 Salı

Fehiman Uğurdemir'in Ersen Röportajı (Hürriyet Avrupa)


Fehiman Abiyle yapacağımız röportaj ve söyleşi için hazırladığım sorulara Fehiman abi 2 gün önce atmış olduğu mailde Merhaba Hakan, sana yazmıştım bu soruları Türkiye'ye geldiğimde arkadaşlarınıda toplarsın hepberaber konuşuruz. İlişikte Avrupa Hürriyette çıkan bir röportajım var. Belki sizin için ilginç olabilir diye gönderiyorum. Sağlıcakla... olarak bitirmiş. Kendisine bu değerli röportajı Türk Rock Müzik tarihini konu alacak şekilde bizleri aydınlattığı için tüm üye arkadaşlar adına teşekkür ederim.

ANADOLU TÜRKÜLERİNİ BİZ ROCK'ÇILAR MEŞHUR ETTİK...

ANADOLU Rock olarak da adlandırılan döneme damgasını vuran, Cem Karaca'nın Kardaşlar, Kanakan, Barış Manço'nun Kurtalan Ekspres ve Ersen'in Dadaşlar adlı gruplarının beyni olan bir zamanların haşin gitaristi Fehiman Uğur ile eski günleri konuştuk. Türk rock'ının her aşamasına tanıklık eden Uğur'un anlattıkları, bir gün bu akımın Türkiye'deki tarihini yazmak isteyenler için iyi bir kaynak olacak.

Müziğe başladığı ilk yıllarda elektrogitar alacak parası olmayan Fehiman Uğur'a ilk elektrogitarı yurt dışında yaşayan dayısı armağan etmiş.

Cem Karaca o dönem sola inanan biriydi.
CEM Karaca o dönemlerde sola inanan bir insandı. Barış Manço'ya nazaran hissiyatçı ve duygularıyla hareket ederdi. Dolasıyla duygusal kararlar verdiği için zaman zaman hataları da olmuştur."

Cem kendi sonunu kendi hazırladı.
CEM Karaca Türkiye'ye döndükten sonra kısa bir dönem çalıştık. Ancak ben Almanya'ya geri döndüm. Cem yaşasaydı, onunla birlikte mutlaka yeni projelere imza atardık sanıyorum. Cem, hayatı müzikle geçmiş, kalbi müzikle çarpan bir insandı. Ancak son yıllarda menfal olarak da, vücut olarak da bitmişti. Üzülerek ifade edeyim, kendi sonunu biraz kend hazırladı. Cem, bile bile kendi ölümünü hazırlayan insanlardan biridir. Ölümüne içti. Bunu bilenler biliyor.

Barış Manço sağcı değildi ama sağcılar sahip çıktı.
YAPTIĞI müziklerden ötürü sağ kesim Barış'a sahip çıktı. Ama Barış kesinlikle sağcı değildi. Barış'ın hiç öyle bir eğilimi de yoktu. "Hey koca topçu" gibi türkülerden alınmış bir parçayı okudu. Sağcı kesimlerde buna o dönem sahip çıkınca Barış Manço sağcı damgası yedi. Olay bu kadar basit. Bunun dışında hiçbir alt yapısı ve dayanağı yok. Barış demokrat ortadan giden bir adamdı. İdeolojik inanç olarak solcu değildi. Yurtdışında eğitim almış aydın biriydi. Herşeyin ne olacağı çok iyi hesap ederdi. Hesabı ve kitabı çok kuvvetliydi. İşini iyi bilirdi. Ön görüşü kuvvetli, geleceği gören bir kişiliğe sahip olup adımını da ona göre atmayı düşünen, planlı biriydi.

Müziğe nasıl başladınız?
Gençlik dönemlerinde amatör bir orkestramız vardı. Hatta bu gruptan 2-3 kişi daha sonra profesyonel olarak Türkiye'nin pop müziğine isimlerini yazdırdı. Beatles, Rolling Stones gibi sanatçıların meşhur olduğu zamanlardı. O dönemlerde nota veya kursa gidip gitar öğrenme gibi pek öyle olanağımız yoktu. Yazılı notaları ve armonileri, gitar nasıl tutulur, nasıl çalınır gib birçok kitaptan okuyarak öğrendik. Türkiye'de zaten o devirde İstanbul'da 10-15 tane elektrogitar vardı. Hatta Taksim'e giderken bir oto galerisinin vitrininde bir elektrogitar duruyordu. Sahibi İngiltere'den getirtmiş. Ancak çalamayınca bir meraklısı çıkar, alır diye galerinin vitrinine koymuş. O devirde otomobilin üçte biri fiyatını istiyordu. Yaklaşık 1,5 yıl kimse yanına yaklaşamadı. O aralar yurt dışında dayım yaşıyordu. Ona rica ettim ve bana Höhner marka bir elektrogitar getirdi. Bunulada müzik hayatıma başladım. Nota öğrenip kendi kendimizi yetiştirdik. Zaten 70'li yıllarda yetişen müzisyenlerin yüzde 95'i hep bu şekilde yetişmiştir. Aramızda konservatuar eğitimi alanların sayısı çok azdır.

Cem Karaca ile tanışmanız nasıl oldu?
70'li yılların başında Cem'in annesi Toto Karaca'nın tiyatrosunda herkes gelip müzik yapıyordu. Bizim gruptan da arkadaşlar duymuş. Kalkıp gittik. Sahnede bir doğaçlama yaptık. Cem Karaca da kulisten bizi izliyormuş. Beğenmiş yanıma gelerek, " Bizim gitaristimiz yok, bizimle çalışır mısın?" diye teklifte bulundu. Gruptaki arkadaşlar heyecanlanarak, " Abi bu adam çok meşhur. Hemen kabul et" diye beni ikna ettiler. Konuştuk ve böylece 17 yaşında "Kardaşlar" grubuyla profesyonel müzik hayatım başladı. Dadaloğlu, Emrah, Karayılan, Mehmet'e Ağıt gibi ö dönemin ünlü parçalarını çalıyorduk. 1,5 yıl sonra İzmir Fuar'ında Cem ile grup arasında para konusunda itilaf yaşanınca 1972 yılında hepimiz ayrıldık. Cem kendi başına başka bir grup kurdu.

ERSEN İLE BULUŞTUK
Siz ne yaptınız?
Ayrılıktan sonra Ersen bana gelerek grup kurmam için teklifte bulundu. Bende Moğollar'ın basçısı Taner Öngür, onun İzmir'den tanıdığı orgcu Kılıç Danışman ve ortaokuldaki eski grubumdan davulcu Mehmet Gözüpek ile birlikte dört kişilik sıkı bir ekip kurdum. Adını da "Dadaşlar" koyduk. Ersen'i de solist alarak işe başladık. Hiç olmayan veya eski duyulmamış türkülerimizi alıp kendi rock anlayışımızla yeniden aranje ediyorduk. Bunu ilk yapan kişiler olduğumuz için öncülüğümüz oradan geliyor. Ancak TRT başta olmak üzere bazı çevrelerden eleştiriler aldık. Türküleri bozduğumuzu iddia ettiler. Tam aksine Türkülerimizi geliştirip, güzelleştirdik. Daha büyük bir kesimin dinleyebileceği hale getirdik. Daha geniş kitlelerin dinletisine sunduk. Anadolu'nun bir köyünde bağlaması elinde dolaşan, sadece o yöreye ait olan ve burada tanınan aşığı Türkiye genelinde tanıtıp, bir bakıma meşhur ettik.

ŞÖHRET BİZE YARAMADI 
Sonra ne oldu?
Ersen ve Dadaşlar olayı devam etti. Daha sonra fazla meşhur olduk. Fazla meşhur olmak pek yaramadığı için grup içinde tekrar kargaşalar ve tartışmalar yaşandı. Sonuçta bir gün bu grubun  da sonu geldi. Ancak bu grupla en parlak zamanımızı yaşadık diyebilirim. Çünkü birkaç kez altın plak aldık. O zamanlar platin plak yoktu. Yüz bin sattığı zaman altın plak alınıyordu. Bu ödül alan plaklar içinde sözleri Karacaoğlan'a ait olan benim bestelediğim "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" adlı parça da vardı. "Ekmek Parası" diye son bir plak yaptıktan sonra grup olarak Ersen'den ayrıldık.

Barış Manço ile ne zaman çalıştınız?
Ersen'den ayrılışımızdan kısa bir süre sonra Barış'tan teklif geldi. Gruptan sadece Kılıç benimle geldi. 1974 yılı sonlarında kurduğum Kurtalan Ekspres ile çalışmalara başladık. Bir iki yıl sonra Türkiye'deki ortam yavaş yavaş gerilmeye başladı. Sağ-sol kavgalarından ötürü bir süre sanatçı konser veremeyecek duruma geldi. İnsanlar bombalar yüzünden konserlere gidemez oldu. Günde 30-35 kişi yaşamını yitiriyordu. Bu dönem hem politik, hemde sosyopolitik olarak kendi içinde Türkiye'nin kara sayfalarından birisiydi. Konser verme imkanımız azalınca bu gruptan da ayrıldım.

Kurtalan Ekspres'ten ayrıldıktan sonra müziğe ara mı verdiniz?
Çok ilginç gelecek ama yaptığım müzik türü ve ideolojik yapımda 180 derece dönüp, arabeskçilerle çalıştım. Ancak şunu da itiraf etmeliyim ki, bunun içinde bir merak unsuru da vardı. Arabesk benim için yepyeni bir branştı. Arabesk yapan sanatçılarla tanıştım. Orhan Gencebay'ın bulup çıkardığı ve yetiştirdiği dönemin Arabesk Kraliçesi denilen Biricik gibi sanatçıyla bir süre çalışmalarımı sürdürdüm.

Müzik açısından size faydası oldumu?
Benim müzikal yaşamımda yeni bir sayfa açıldı. Türk müziğini, Arap müziğini ve çeyrek sesleri öğrendim. Rock camiasından geldiğimiz için, çeyrek seslerle pek ilişkimiz olmamıştı. Pek sıcak da bakmıyorduk. Benim için ilginç bir deneyim oldu. Kendimi bu yönde de yetiştirdim. Böylece bir yerde müzikal persfektifim de açılmış oldu diyebilirim. İki yıl bu camiada çalıştım.

Cem Karaca ile ne zaman yeniden bir araya geldiniz?
1978'in başlarında, Urfa konserinde taş ve sopalarla kovalanarak kaçan Cem ile tekrar bir yerde buluştuk. Bana, "Sen rock'çu adamsın, ne işin var arabeskle. Dön İstanbul'a yeniden bir grup kurup birlikte çalışalım" dedi. Cem Karaca ve Edirdahan adında bir grup daha kurduk. Ancak, o dönemin sıkıntılı günlerinde grupta çalıştıracak müziseyn bulmakta zorlandım. Can pazarı yaşanıyordu. Eleştirisel müzikle sahneye çıkan tüm müzisyenler tepki alıyordu. Rock müziği zaten eleştirisi olan bir tepkidir. Bu yüzden de şimşekleri üzerimize çekiyorduk. Davulcu Mehmet, Cem'in grubundan basçı Hami ve ben üç kişilik çekirdek bir grup oluşturduk. O yıllar, "Safinaz" adlı longplay'i yaptık. O kargaşada güme giden, ancak 10-15 yıl sonra değeri anlaşılıp meşhur olan bu şarkı şu anda, hala Türkiye'de çok beğeniliyor.

Nasıl yaptınız Safinaz'ı?
Cem'in Bakırköy'deki evinde, geceli güzdüzlü bir haftada birlikte besteledik. Safinaz, 17 dakika süren uzun bir Rock Operası gibi bir şey. Sözlerinin tümü Cem'e ait. Sadece bestenin yarısı bana, yarısını da Cem'e ait. Bu şarkıda ben besteleri yaparken Cem anında üzerine sözlerini okudu, o sözleri söylerken ben anında müziğini yaptım. Bazıları çıkıp Safinaz'ın o veya bu köşesini eleştirebilir. Ancak kurşunların altında stüdyoya girip bizim nasıl bir özveriyle çalıştığımızın göz önünde bulundurulması gerekir.

PİNK FLOYD SÜRPRİZİ
Daha sonra Avrupa maceranız başladı sanırım?
Bursa konseri sonrası Londra'dan turne teklifi aldık. Bu kargaşalı dönemde ilaç gibi geldi. Londra, kuşağındaki müzisyenlerin Kabe'siydi. Rainbow salonunda bir hafta önce Pink Floyd konser vermişti. Aletlerini toparlamamışlardı. Onların aletleri ile güzel bir konser verdik. İki ay İngiltere'de kaldık. Daha sonra Almanya'dan teklif geldi. Üç ayda Almanya'nın çeşitli kentlerinde 20-25'e yakın konser verdik. İnsan üçay bir yerde kalınca, sosyal ilişkileri de ona göre değişiyor. Misafirlikten çıkıp yerleşik düzene geçtik. Tanışığ daha sonraları evlendiğim Alman kız arkadaşımla 1980 yılında Türkiye'ye tatile gittim. Tatilde Barış Manço beni İzmir'deki konserinde çalmam için ikna etti. Konserlerin ortasında 12 Eylül olayı patlak verince yaşam adeta  durdu. Sıkıyönetim ilan edildi. Üç gün otelde mahsur kaldıktan sonra ben Alman kız arkadaşımla bilikte Almanya'ya döndüm.

Şuan Almanya'da neler yapıyorsunuz?
Bu kısmı www.f-soundstudio.de adresinden öğrenebilirsiniz...

Asım GÜRSOY/ Köln

Hiç yorum yok: